Basakozalit okurları için hazırlanan bu yazı, El atmanın önlenmesi kararının kesinleşmesi gerekir mi konusunda rehber niteliği taşıyor.
El Atmanın Önlenmesi Kararının Kesinleşmesi Gerekir mi?
Bir taşınmaz düşünün. Yıllardır kullanılan bir ev, aileden kalan küçük bir arsa, sınırları komşuyla tartışmalı bir tarla ya da ortak mülkiyete konu bir dükkân… Bir gün başka birinin bu taşınmazı kullanmaya başladığını fark ediyorsunuz. Önce konuşmayı deniyorsunuz. Sonra ihtarname, ardından dava geliyor. Nihayet mahkeme kararını veriyor: el atmanın önlenmesine.
Tam “artık sorun çözüldü” diye düşünürken bu kez başka bir soru çıkıyor: “Mahkemenin verdiği el atmanın önlenmesi kararı kesinleşmeden icra edilebilir mi?”
İşte mesele tam burada hukuki bir ayrıntı olmaktan çıkıyor. Çünkü bir yanda mülkiyet hakkının gecikmeden korunmasını isteyen kişi, diğer yanda henüz kanun yolu incelemesi tamamlanmamış bir kararın uygulanmasıyla karşılaşabilecek taraf bulunuyor.
Bu nedenle el atmanın önlenmesi kararının kesinleşmesi gerekir mi sorusunun cevabı, yalnızca “evet” veya “hayır” şeklinde verildiğinde eksik kalır. Özellikle kararın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığı, hükmün hangi hukuki temele dayandığı ve icraya konu edilen bölümün niteliği belirleyicidir.
El atmanın önlenmesi kararı nedir?
El atmanın önlenmesi, eski kullanımıyla müdahalenin men’i, esas olarak bir kimsenin sahip olduğu ayni hakkın başkası tarafından haksız biçimde kullanılmasına veya bu haktan yararlanmasının engellenmesine karşı başvurulan hukuki korumadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesi bu kurumun temelini oluşturur. Maddeye göre malik, malını haksız şekilde elinde bulunduran kişiye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir. :contentReference[oaicite:0]{index=0}
Bu noktada el atma yalnızca “birinin arsaya girmesi” anlamına gelmez. Somut olayın niteliğine göre taşınmazın kullanılması, taşınmaz üzerinde yapı veya tesis bulunması, sınırın aşılması, ortak alanın tek başına kullanılması ya da mülkiyet hakkının kullanımını engelleyen başka bir davranış da uyuşmazlık konusu olabilir.
El atmanın önlenmesi ile ecrimisil aynı şey değildir
Uygulamada iki kavram sık sık yan yana geldiği için birbirine karıştırılabiliyor. Oysa amaçları farklıdır.
- El atmanın önlenmesi: Hukuka aykırı müdahalenin sona erdirilmesini amaçlar.
- Ecrimisil: Haksız kullanım nedeniyle geçmiş döneme ilişkin kullanım bedelinin/tazminatın talep edilmesiyle ilgilidir.
- Eski hale getirme: Müdahale nedeniyle ortaya çıkan fiziksel durumun önceki hale döndürülmesine yönelik olabilir.
Dolayısıyla aynı davada hem müdahalenin önlenmesi hem ecrimisil talep edilmiş olması, hükmün bütün bölümlerinin kesinleşme bakımından aynı rejime tabi olduğu anlamına gelmez.
Burada asıl soru şudur: Mahkeme yalnızca bir para ödenmesine mi karar vermiştir, yoksa taşınmaz üzerindeki ayni hakka doğrudan etki eden bir hüküm mü kurmuştur?
Bu kurumun tarihi kökleri nereden geliyor?
Bugünkü hukukta kullanılan “el atmanın önlenmesi” kavramı yeni ortaya çıkmış bir mekanizma değildir. Kökleri Roma hukukuna kadar uzanan mülkiyet koruması düşüncesinin modern bir görünümüdür.
Roma hukukunda Actio Negatoria
Akademik literatürde el atmanın önlenmesi davasının tarihsel temellerinden biri Actio Negatoria olarak gösterilir. Roma hukukunda bu dava, malikin mülkiyet hakkına sınırlı ayni hak iddiasıyla yönelen müdahalelere karşı kullanılabiliyordu. Amaç, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin sona erdirilmesiydi. :contentReference[oaicite:1]{index=1}
Elbette bugünkü Türk hukukundaki dava ile Roma hukukundaki Actio Negatoria birebir aynı değildir. Ancak temel düşünce dikkat çekicidir: Bir kişinin mülkiyet hakkı yalnızca kâğıt üzerinde tanınmamalı, bu hakka yönelik haksız müdahaleler karşısında etkili bir hukuki koruma da bulunmalıdır.
Bu tarihsel çizgi, konunun neden yalnızca teknik bir icra hukuku problemi olmadığını da gösteriyor. Burada mülkiyetin gerçek hayatta kullanılabilir olması meselesi bulunuyor.
Osmanlı hukukundan modern Türk hukukuna
Osmanlı hukukunda da mülkiyet ve tasarruf yetkisi önemli bir hukuki kategori olarak ele alınmıştı. Mecelle’nin 1192. maddesi, “Herkes mülkünde keyfince tasarruf eder” şeklindeki yaklaşımıyla malik ile mal arasındaki hukuki ilişkiyi güçlü biçimde ortaya koyuyordu. Akademik çalışmalarda Mecelle’nin mülkiyet anlayışının modern mülkiyet teorileriyle önemli paralellikler taşıdığı belirtilmektedir. :contentReference[oaicite:2]{index=2}
1926 yılında Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte İsviçre Medeni Kanunu etkisindeki modern özel hukuk sistemi oluşturuldu. Günümüzdeki Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesi de mülkiyet hakkının kullanım, yararlanma ve tasarruf yetkilerini açık biçimde tanımlayarak bu geleneğin çağdaş biçimini sürdürmektedir.
Bir bakıma yüzyıllardır değişmeyen soru aynı: “Bu mal üzerinde hak sahibi olan kişinin hakkı, başkasının müdahalesi karşısında nasıl korunacak?”
Asıl kritik nokta: El atmanın önlenmesi kararı kesinleşmeden icra edilebilir mi?
Kural olarak, taşınmaz mal ile ilgili ayni hakka ilişkin el atmanın önlenmesi kararının kesinleşmesi gerekir.
Bunun temel dayanağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 367/2. maddesidir. Hüküm; kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararların kesinleşmedikçe yerine getirilemeyeceğini düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi de kararların icrası bakımından bu düzenlemeye açıkça atıf yapmaktadır. :contentReference[oaicite:3]{index=3}
Dolayısıyla mahkeme “davalının taşınmaza yönelik el atmasının önlenmesine” karar vermiş ve uyuşmazlığın temelinde taşınmaz üzerindeki ayni hak bulunuyorsa, kararın henüz istinaf veya temyiz aşamasında olması önem taşır.
Bu durumda kararın icrası için kesinleşme aranır.
Yargıtay’ın yaklaşımı ne söylüyor?
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında da taşınmazın aynına ilişkin kararlarla taşınmaz üzerindeki kişisel haklara ilişkin kararlar arasında ayrım yapılıyor.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2023 tarihli kararlarında HMK m. 367/2 uyarınca taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararların kesinleşmeden yerine getirilemeyeceği açıkça belirtilirken, taşınmazın aynına ilişkin olmayan, taşınmaz üzerindeki kişisel haklara yönelik ilamların kural olarak kesinleşmeden icraya konulabileceği ifade edilmiştir. :contentReference[oaicite:4]{index=4}
Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü “Taşınmazla ilgili her karar kesinleşmeden icra edilemez” şeklinde genel bir cümle kurmak da doğru değildir.
Örneğin bir kararın konusu doğrudan mülkiyet hakkının kendisi veya taşınmaz üzerindeki ayni hak ise başka; yalnızca taşınmazla bağlantılı bir şahsi hak veya para alacağı ise başka değerlendirme yapılabilir.
Neden böyle bir kesinleşme şartı var?
Buradaki mantık oldukça basittir: Kanun koyucu, taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin bir mahkeme kararının kanun yolu denetimi tamamlanmadan fiilen uygulanması halinde ortaya çıkabilecek geri dönüşü zor sonuçları sınırlamak istemektedir.
Bir taşınmazın mülkiyet durumunun veya ayni hak ilişkisinin henüz kesinleşmemiş bir yargı kararı temelinde değiştirilmesi, daha sonra üst mahkeme tarafından kararın kaldırılması halinde ciddi sorunlar doğurabilir.
Bu nedenle kesinleşme şartı, bir taraftan mülkiyet hakkının korunmasını geciktiren bir unsur gibi görünürken diğer taraftan hukuki istikrarı ve kanun yolu denetiminin anlamını koruyan bir güvence işlevi görür.
Okurun kendisine sorması gereken soru belki de şudur: Hızlı icra mı daha önemli, yoksa henüz kesinleşmemiş bir hükmün geri dönülmesi güç sonuçlar yaratmasını engellemek mi?
El atmanın önlenmesi kararında kesinleşme neden özellikle önem taşıyor?
El atmanın önlenmesi kararının özünde genellikle bir eda hükmü bulunur. Akademik çalışmalarda da elatmanın önlenmesi davasının eda davası niteliğinde olduğu belirtilmektedir. :contentReference[oaicite:5]{index=5}
Ancak “eda davasıdır” demek tek başına “kesinleşmeden icra edilir” sonucunu doğurmaz.
İcra bakımından belirleyici olan, hükmün hangi hukuki kategoriye girdiğidir. Taşınmazın aynına ilişkin sonuç doğuran bir müdahalenin önlenmesi kararı söz konusuysa HMK m. 367/2 devreye girer.
Özellikle şu ayrımlar yapılmalı
- Taşınmazın aynına ilişkin el atmanın önlenmesi: Kesinleşme gerekir.
- Taşınmaz üzerindeki kişisel hakka ilişkin hüküm: Somut olayın niteliğine göre kesinleşme gerekmeyebilir.
- Ecrimisil alacağı: Para alacağı niteliğindeki bölüm bakımından ayrıca değerlendirme yapılmalıdır.
- Eski hale getirme: Hükmün taşınmaz üzerindeki ayni hakla ilişkisi ve infaz biçimi önem taşır.
- Birden fazla talepli dava: Hükmün her bölümünün hukuki niteliği ayrı ayrı incelenmelidir.
Yargıtay’ın güncel kararlarında da bu ayrım açıkça görülmektedir. Örneğin 2024 tarihli bir Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararında, taşınmazın aynına ilişkin olmayan kişisel haklara yönelik ilamların kesinleşmeden icraya konulabileceği; buna karşılık HMK 367/2 kapsamındaki ayni hak kararlarının kesinleşmeden yerine getirilemeyeceği belirtilmiştir. :contentReference[oaicite:6]{index=6}
El atmanın önlenmesi ve ecrimisil aynı davadaysa ne olur?
Pratikte oldukça sık karşılaşılan bir tablo vardır: Davacı hem taşınmaza yapılan müdahalenin sona ermesini hem de geçmiş dönemdeki haksız kullanım nedeniyle ecrimisil ödenmesini ister.
Burada tek bir dosyada iki farklı hukuki mesele bulunabilir.
Örneğin mahkeme:
- Taşınmaza yönelik müdahalenin önlenmesine,
- Belirli bir dönem için ecrimisil ödenmesine
karar verebilir.
Bu iki hüküm aynı hukuki nitelikte değildir. Müdahalenin önlenmesine ilişkin bölüm taşınmazın ayni hakkıyla bağlantılıysa kesinleşme şartı gündeme gelirken, ecrimisil kısmının icrası bakımından farklı kurallar söz konusu olabilir.
Dolayısıyla “El atmanın önlenmesi davası kesinleşmeden icra edilir mi?” sorusunu sorarken aslında daha doğru soru şudur:
“İcra etmek istediğim hüküm bölümü taşınmaz mal ile ilgili bir ayni hakka mı ilişkindir?”
Yargıtay kararları neden somut olay üzerinden okunmalı?
Hukukta tek bir kelime bazen sonucu değiştirebilir. “El atmanın önlenmesi”, “eski hale getirme”, “ecrimisil”, “mülkiyet”, “irtifak”, “kira”, “zilyetlik” gibi kavramların her biri icra bakımından farklı sonuçlar doğurabilir.
Yargıtay’ın kararlarında da bu ayrım görülüyor. Örneğin bazı kararlarda el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talepleri birlikte incelenirken, başka dosyalarda yalnızca müdahalenin hukuki niteliği veya taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığı tartışılıyor. :contentReference[oaicite:7]{index=7}
Özellikle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli kararında, müdahalenin men’i ve eski hale getirme ilamına dayalı takip bakımından kesinleşme meselesi doğrudan ele alınmış ve HMK 367/2 çerçevesinde değerlendirme yapılmıştır. :contentReference[oaicite:8]{index=8}
Bu nedenle internette bulunan “el atmanın önlenmesi kararları kesinleşmeden icra edilemez” şeklindeki tek cümlelik açıklamalar yararlı olsa da tek başına dosya değerlendirmesi için yeterli değildir.
Günümüzde neden bu konu daha da önemli?
Taşınmaz uyuşmazlıklarının ekonomik boyutu büyüdükçe, kararın ne zaman uygulanacağı sorusu da daha önemli hale geliyor.
Adalet Bakanlığının 2025 Adalet İstatistiklerine göre adli yargı ilk derece mahkemelerinde hâkim başına yıl içinde açılan dosya sayısı 2016’daki 506 seviyesinden 2025’te 454’e geriledi. Aynı açıklamada hukuk mahkemelerinin genel temizleme oranının 2025’te yüzde 99,9’a yükseldiği bildirildi. :contentReference[oaicite:9]{index=9}
Bu rakamlar doğrudan “el atmanın önlenmesi davalarının sayısı” anlamına gelmiyor. Ancak mülkiyet ve taşınmaz uyuşmazlıklarının içinde bulunduğu geniş yargısal ortamı anlamak bakımından önem taşıyor.
Daha da önemlisi, mülkiyet hakkının korunması yalnızca özel hukuk meselesi olmaktan çıkmış durumda. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkına ilişkin çok sayıda kararında, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanunilik, kamu yararı ve ölçülülük kriterleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. :contentReference[oaicite:10]{index=10}
Mülkiyet hakkı ile usul hukuku arasındaki denge
Burada ilginç bir gerilim ortaya çıkıyor.
Bir kişi açısından taşınmazına yapılan haksız müdahalenin sürmesi, mülkiyet hakkının fiilen kullanılamaması anlamına gelebilir. Fakat diğer kişi açısından henüz kesinleşmemiş bir kararın derhal uygulanması, kanun yolu hakkının pratik değerini azaltabilir.
Bu nedenle kesinleşme şartı, yalnızca teknik bir “icra prosedürü” değildir. Aynı zamanda mülkiyet hakkı, hukuki güvenlik, adil yargılanma ve kanun yolu mekanizması arasında kurulmaya çalışılan dengenin parçasıdır.
Anayasa Mahkemesi de mülkiyet hakkının üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı etkili şekilde korunmasının devletin pozitif yükümlülükleriyle bağlantılı olabileceğini kabul etmektedir. :contentReference[oaicite:11]{index=11}
Bir taşınmazın sınırı birkaç metre değiştiğinde bile tarafların hayatında büyük ekonomik sonuçlar doğabileceği düşünüldüğünde, bu dengenin neden önemli olduğu daha iyi anlaşılır.
“Karar kesinleşti” ile “karar verildi” arasındaki fark
Günlük konuşmada mahkemenin karar vermesi çoğu zaman davanın bittiği şeklinde algılanır. Oysa hukuk yargılamasında hüküm kurulması ile hükmün kesinleşmesi aynı şey değildir.
Karar kanun yoluna açık olabilir. Taraflardan biri istinafa, şartları varsa temyize başvurabilir. Kanun yoluna başvurulması veya kararın kanun yolunda incelenmesi, kararın kesinleşme durumunu doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle el atmanın önlenmesi kararının icrasını isteyen kişinin yalnızca karar metnine değil, kesinleşme şerhine, kanun yolu durumuna ve hükmün hangi kısmının icraya konulduğuna bakması gerekir.
İcra dosyasında karşılaşılabilecek temel sorun
Kesinleşmesi gereken bir ilam kesinleşmeden icra takibine konulmuşsa, borçlu taraf icra hukuk mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Yargıtay kararlarında bu tür uyuşmazlıkların HMK 367/2 çerçevesinde değerlendirildiği görülmektedir. :contentReference[oaicite:12]{index=12}
Ancak burada da şikâyetin süresi ve hukuki niteliği önem kazanabilir. Yargıtay’ın bazı güncel kararlarında taşınmazın aynına ilişkin olmayan ilamlar bakımından kesinleşme itirazının İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesindeki süre rejimine tabi olabileceği belirtilmiştir. :contentReference[oaicite:13]{index=13}
Dolayısıyla “nasıl olsa kesinleşmemiş” düşüncesiyle hareket etmek kadar, “nasıl olsa icraya konulamaz” diye hiçbir işlem yapmamak da riskli olabilir.
El atmanın önlenmesi kararının kesinleşmesi konusunda sık yapılan hatalar
1. Her taşınmaz kararını aynı kabul etmek
Taşınmazla ilgili olmak ile taşınmazın aynına ilişkin olmak aynı kavram değildir. Bu ayrım, kesinleşme bakımından kilit önemdedir.
2. Ecrimisil ile müdahalenin önlenmesini birbirine karıştırmak
Aynı dava içinde yer almaları, aynı hukuki niteliğe sahip oldukları anlamına gelmez.
3. Kararın tebliğini kesinleşme sanmak
Kararın taraflara tebliğ edilmiş olması tek başına her zaman kesinleştiği anlamına gelmez. Kanun yolu süreleri ve başvurular ayrıca değerlendirilmelidir.
4. Eski tarihli bir Yargıtay kararını güncel uygulama sanmak
Kanun değişiklikleri, görevli dairelerin içtihatları ve somut olayın özellikleri sonucu değiştirebilir. Güncel Yargıtay kararlarında da HMK 367/2’nin kapsamı konusunda taşınmazın ayni hakkı ile şahsi hak arasındaki ayrım özellikle vurgulanmaktadır. :contentReference[oaicite:14]{index=14}
5. Hüküm fıkrasını okumadan yalnızca dava adına bakmak
Dosyanın adı “el atmanın önlenmesi” olsa bile kesinleşme değerlendirmesi için asıl bakılması gereken, mahkemenin hangi konuda ve ne şekilde hüküm kurduğudur.
Arama niyeti açısından en çok merak edilen sorular
El atmanın önlenmesi kararı kesinleşmeden icraya konulabilir mi?
Taşınmaz mal ile ilgili ayni hakka ilişkin bir el atmanın önlenmesi kararı söz konusuysa HMK m. 367/2 gereğince kesinleşme gerekir. Bununla birlikte taşınmazla bağlantılı her hükmün aynı nitelikte olmadığı unutulmamalıdır. Taşınmaz üzerindeki kişisel haklara ilişkin ilamlar bakımından farklı bir değerlendirme yapılabilir. :contentReference[oaicite:15]{index=15}
El atmanın önlenmesi davası kesinleşmeden tahliye yapılabilir mi?
Burada doğrudan “tahliye yapılabilir” veya “yapılamaz” şeklinde genel bir cevap vermek doğru değildir. Hükmün dayandığı hak, taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığı, kararın infaz biçimi ve varsa ayrıca verilmiş hükümler birlikte değerlendirilmelidir.
El atmanın önlenmesi ve ecrimisil birlikte kesinleşmek zorunda mı?
Her iki talebin hukuki niteliği aynı olmadığı için otomatik olarak aynı sonuca gidilmez. Müdahalenin önlenmesine ilişkin ayni hak bağlantısı ile ecrimisil alacağının niteliği ayrı ayrı incelenmelidir.
Kesinleşmeden icra takibi başlatılırsa ne olur?
Kararın HMK 367/2 kapsamında kesinleşmesi zorunlu olduğu halde kesinleşmeden icraya konulması halinde icra hukuk mahkemesinde şikâyet gündeme gelebilir. Ancak uygulanacak usul ve süre, ilamın niteliğine göre değişebileceğinden somut dosya üzerinden değerlendirme yapılması gerekir. Yargıtay’ın güncel kararlarında bu ayrım özellikle öne çıkmaktadır. :contentReference[oaicite:16]{index=16}
Sonuç: Cevap “evet”, fakat önemli bir kayıtla
El atmanın önlenmesi kararının kesinleşmesi gerekir mi?
Taşınmazın aynına ilişkin bir uyuşmazlık kapsamında verilen el atmanın önlenmesi kararının icra edilebilmesi için kural olarak kesinleşmesi gerekir. Bunun temel hukuki dayanağı HMK’nın 367/2. maddesidir. :contentReference[oaicite:17]{index=17}
Fakat bu cümleyi “taşınmazla ilgili bütün kararlar kesinleşmeden icra edilemez” şeklinde genişletmek hatalı olur. Çünkü ayni hak–şahsi hak ayrımı, hükmün içeriği, ecrimisil gibi para alacakları ve eski hale getirme gibi ek sonuçlar ayrıca değerlendirilmelidir.
El atmanın önlenmesi davasının yüzyıllar öncesine uzanan temelinde aslında oldukça sade bir fikir var: Kişiye tanınan mülkiyet hakkı, başkasının müdahalesi karşısında gerçek ve etkili bir korumaya sahip olmalı. Modern hukuk ise bu korumanın yanında başka bir değeri de korumaya çalışıyor: Henüz kesinleşmemiş bir yargı kararının geri dönüşü zor sonuçlar doğurmaması.
Bu iki düşünce arasında bazen birkaç aylık bir kanun yolu süresi, bazen bir icra dosyası, bazen de bir ailenin yıllardır kullandığı ev bulunuyor. Bu yüzden mesele, yalnızca “karar kesinleşti mi?” sorusundan ibaret değil.
Asıl kritik soru şudur: İcra edilmek istenen hüküm tam olarak hangi hakkı etkiliyor?
Bu sorunun cevabı doğru verildiğinde, el atmanın önlenmesi kararının kesinleşmesi, ilamlı icra, ecrimisil, müdahalenin men’i ve taşınmazın ayni hakkı arasındaki karmaşık görünen tablo önemli ölçüde netleşir.
Basakozalit sayfasındaki bu çalışma, El atmanın önlenmesi kararının kesinleşmesi gerekir mi konusunu anlaşılır bir zemine taşıyor.
Kaynakça ve akademik/kurumsal başvuru kaynakları
- Türk Medeni Kanunu m. 683: Mülkiyet hakkının kapsamı ve el atmanın önlenmesi hakkındaki temel düzenleme. :contentReference[oaicite:18]{index=18}
- Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 367/2: Taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararların kesinleşmeden yerine getirilememesine ilişkin temel düzenleme. :contentReference[oaicite:19]{index=19}
- Ali Suphi Kurşun, “Elatmanın Önlenmesi Davası”: Selçuk Üniversitesi açık erişim tez çalışması; davanın hukuki niteliği, kapsamı ve Roma hukuku kökenleri bakımından akademik inceleme. :contentReference[oaicite:20]{index=20}
- Aziz Çelik, “Medeni Usul Hukuku Açısından Taşınmaz Mülkiyetine Elatmanın Önlenmesi Davası”: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Yüksek Lisans Tezleri Dizisi, 2023. :contentReference[oaicite:21]{index=21}
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2023 tarihli kararları: Taşınmazın aynına ilişkin kararlarla şahsi haklara ilişkin kararların kesinleşme bakımından ayrılması. :contentReference[oaicite:22]{index=22}
- Anayasa Mahkemesi, Mülkiyet Hakkına Dair Emsal Kararlar: Mülkiyet hakkı, ölçülülük, kanunilik ve etkili hukuki koruma ilkeleri. :contentReference[oaicite:23]{index=23}
- Adalet Bakanlığı, Adalet İstatistikleri 2025: Türkiye’deki yargısal iş yükü ve hukuk mahkemelerine ilişkin güncel istatistikler. :contentReference[oaicite:24]{index=24}