İlham Aliyev’in Kökeni ve Azerbaycan’daki İktidar Dinamikleri
Siyaset, her zaman yalnızca iktidarın ne şekilde el değiştirdiğiyle ilgili bir mesele olmamıştır. Aynı zamanda, toplumun sahip olduğu güç ilişkilerini ve bu ilişkilerin nasıl toplumsal düzeni şekillendirdiğini anlamaya yönelik derinlemesine bir araştırmadır. Toplumların hükümetlerle olan ilişkisi, ideolojiler, kurumlar, yurttaşlık ve demokrasi gibi kavramlarla örülmüş, karmaşık bir ağ içinde gelişir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in iktidarı da bu karmaşık yapı içerisinde dikkatlice incelenmesi gereken bir örnek teşkil eder. Aliyev’in kökeni, yalnızca biyolojik geçmişiyle değil, aynı zamanda bir yönetim biçimi, ideolojik yapı ve iktidar meşruiyetiyle de şekillenen bir olgudur. Bu yazıda, İlham Aliyev’in kökenine ve Azerbaycan’daki iktidar yapısının dinamiklerine odaklanarak, güç, meşruiyet, katılım ve toplumsal düzen gibi kavramlar üzerinden derinlemesine bir analiz yapacağız.
İlham Aliyev ve Azerbaycan’da İktidar Yapıları
Azerbaycan, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle bağımsızlığını kazandıktan sonra, devlete dair egemenlik ve iktidar anlayışında köklü değişiklikler yaşadı. 1993’te Haydar Aliyev’in iktidara gelmesi, hem Sovyet sonrası dönemin zorluklarını aşma hem de Azerbaycan’da kurumsal yeniden yapılanmayı simgeliyordu. Ancak Haydar Aliyev’in iktidarını, her ne kadar Sovyet mirasını aşmak istese de, güç ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesi ve merkezi bir otoritenin inşa edilmesi olarak da yorumlamak mümkündür. Haydar Aliyev’in ölümünün ardından, İlham Aliyev’in Cumhurbaşkanlığı’na geçişi, sadece bir siyasi nesil değişikliği değil, aynı zamanda bir iktidar geçişinin nasıl sürdürülebilir olduğunun bir örneği olarak okunmalıdır.
İlham Aliyev’in iktidara gelişinin analizi, daha derin bir ideolojik ve kurumsal perspektif gerektirir. Azerbaycan’daki siyasi sistem, geçmişte olduğu gibi, halkın katılımını sınırlı tutarak, güçlü bir liderlik etrafında şekillenmiştir. Bu sistemin devam etmesinin arkasında, Azerbaycan’daki egemen sınıfların ve elitlerin kurduğu uzun süreli bağlar, hem ideolojik hem de pratik düzeyde işlevsellik kazanan bir mekanizma oluşturmuştur. Aliyev’in kökenine bakıldığında, onun daha önceki kuşaklardan devraldığı yönetim anlayışının yalnızca genetik mirasla değil, aynı zamanda kurumsal işleyişin de bir sonucu olduğu görülmektedir.
Meşruiyet ve Katılım: İktidarın Temelleri
İktidarın meşruiyeti, her zaman toplumsal sözleşmenin temel taşlarını oluşturur. Meşruiyetin sağlanması, hükümetin, yurttaşlarının onayını alabilmesinin yanı sıra, toplumsal düzenin de kabulüyle ilişkilidir. Azerbaycan örneğinde, Aliyev ailesinin iktidarı, hem halkın çoğunluğunun desteğini almak hem de devletin kurumları ile sıkı bağlar kurmak suretiyle devam etmektedir. Ancak bu meşruiyet, daha çok iktidarın egemen sınıflarla olan bağları üzerinden pekiştirilmektedir. İktidarın halkla kurduğu doğrudan bağlar zayıf kalırken, elitlerin desteği ve uluslararası güç ilişkileriyle sürdürülebilirlik sağlanmaktadır.
Meşruiyet kavramı burada yalnızca halkın rızasıyla ilgili değildir. İktidarın meşruiyeti, aynı zamanda devletin kurumlarıyla ve bu kurumların işlevselliğiyle de ilişkilidir. Azerbaycan’da siyasi ortam, daha çok devletin ideolojik gücüne dayalı olarak şekillenmiştir. Aliyev yönetimi, güçlü bir merkezi hükümet anlayışı benimsemiş ve bu çerçevede önemli kurumlar inşa etmiştir. Ancak bu kurumların işleyişi, çoğunlukla dışarıdan gelen baskılar ve içerdeki otoriter yapının dayatmalarıyla yönlendirilmektedir. Bu durum, toplumsal katılımı kısıtlayan, halkın temsilini zorlaştıran bir ortam yaratmaktadır.
İdeoloji ve Demokrasi: Azerbaycan’da Siyasi ve Toplumsal Yapı
Demokrasi, yalnızca seçimlerin yapılmasıyla ölçülmemelidir. Bir toplumda gerçek anlamda demokrasi, kurumların işleyişi, yurttaşların katılımı ve devletin halk karşısındaki sorumluluğuyla belirginleşir. Azerbaycan örneği, seçimlerin yapıldığı ancak bu seçimlerin gerçek anlamda bir özgürlük alanı yaratmadığı, daha çok bir denetim mekanizması olarak işlev gördüğü bir yapıyı ortaya koymaktadır. İlham Aliyev’in yönetimi, bu noktada, demokratik olanla olmayanın arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran bir model sunmaktadır.
İlham Aliyev’in kökeni, bir aile mirasıyla şekillenen bir gücü ifade ederken, aynı zamanda Azerbaycan’daki toplumsal düzenin devletin ideolojisi etrafında nasıl örgütlendiğini de göstermektedir. İdeolojik açıdan, Aliyev yönetimi, Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesi ve modernleşme süreciyle özdeşleşmiştir. Ancak bu ideoloji, halkın doğrudan katılımını teşvik eden bir ideoloji değil, merkezileşmiş bir güç anlayışını pekiştiren bir yaklaşımdır. Bu noktada, Azerbaycan’ın demokratikleşme süreci, daha çok dışsal faktörlere dayalı olarak şekillenmiş ve içsel olarak katılımdan ziyade kontrol ve denetimle pekiştirilmiştir.
Güç, İktidar ve Toplumsal Düzen: Bir Karşılaştırmalı Yaklaşım
Azerbaycan’daki siyasal yapı, belirli bir iktidar çevresinin kontrolünde şekillenirken, bu durum, küresel anlamda da benzer otoriter rejimlerle karşılaştırılabilir. Örneğin, Rusya’daki Vladimir Putin rejimi de benzer şekilde bir ailevi güç yapısına dayanır. Her iki liderlik modelinde de iktidarın meşruiyeti, halkın rızasından çok, güçlü bir elit desteği ve dışarıdan gelen baskılara karşı bir dirençle sağlanmaktadır. Bu durum, halkın katılımını sınırlayarak, iktidar çevresinin kurumsal hegemonya kurmasına olanak tanımaktadır.
Buna karşılık, Batı demokrasileri, güç ilişkilerini daha çok kurumlar aracılığıyla dengelerken, toplumsal katılım ve demokratik denetim yolları oldukça açık tutulmaktadır. Ancak Batı’daki bu süreç de her zaman tamamen ideal bir biçimde işlemez. Küresel ölçekte, demokrasi ve katılımın sınırları, ekonomik, toplumsal ve kültürel faktörler tarafından şekillendirilmektedir.
İlham Aliyev ve Gelecekteki Toplumsal Düzen
Azerbaycan’ın gelecekteki toplumsal düzeni, İlham Aliyev’in yönetiminin nasıl evrileceğiyle doğrudan ilişkilidir. Katılım, meşruiyet ve ideoloji arasındaki dengelerin nasıl şekilleneceği, Azerbaycan’ın demokratikleşme sürecinin ne yönde ilerleyeceğini belirleyecektir. Mevcut durumda, Azerbaycan’da halkın devletle olan ilişkisinde, katılımın daha sınırlı, ancak yönetimin daha yoğun bir denetim mekanizması kurduğunu görmekteyiz. Bu durum, daha geniş bir toplumsal değişim için ne kadar fırsat sunduğu ve bu fırsatların nasıl değerlendirileceği üzerine soruları gündeme getiriyor.
Peki, gelecekte Azerbaycan halkı, daha fazla katılım ve daha güçlü bir demokratik sistem için nasıl bir adım atabilir?